Çocuk sahibi olduğum için pişman olduğumu söyleyemem ama çocuk sahibi olmadan önceki hayatımı özlediğimi söylediğim an herkes beni kötü anne ya da kötü baba sanacak diye korkuyorum. Çocuğumu seviyorum, başına bir şey gelse dünyayı yakarım, onun gülüşü gerçekten hayatımdaki en güzel şeylerden biri.
Ama aynı anda çok yoruldum. Sabah onunla başlıyor, akşam onunla bitiyor. Hasta olsam da kalkıyorum, uykusuz olsam da kalkıyorum, paramı ona göre ayarlıyorum, tatili ona göre seçiyorum, eşimle yalnız kalmak için bile takvim yapıyoruz. Arkadaşlarımın bazısı hâlâ spontane geziye gidiyor, akşam “hadi çıkalım” deyip çıkıyor, pazar öğlene kadar uyuyor.
Onlara bakıp kıskandığım oluyor. Sonra korkunç bir suçluluk geliyor. Sanki kendi eski hayatımı özlemek, çocuğumu sevmemekle aynı şeymiş gibi. En ağır kısmı eşimle ilişkimiz. Eskiden sevgiliydik, şimdi çoğu zaman vardiyalı çalışan iki ebeveyn gibiyiz.
“Mamayı aldın mı, öğretmen yazdı mı, ateşi düştü mü, bez bitti mi?” konuşuyoruz. Bir gün eşime “biz ne zaman en son sadece biz olduk” diye sordum, cevap veremedi. Sonra ikimiz de sustuk. İnsanlar çocuk olunca sevginin çoğaldığını anlatıyor, doğru, ama kimse özgürlüğün azaldığını, evliliğin şeklini değiştirdiğini, bazen kendi kimliğini bile bulanıklaştırdığını açık konuşmuyor.
Belki bu düşünceler normaldir, belki de gerçekten bende bir eksiklik var. Sadece şunu biliyorum, çocuğumu dünyadaki her şeyden çok seviyorum ve bazen ondan önceki hayatımı da çok özlüyorum. Bu iki cümlenin aynı anda doğru olabilmesi insanı çok yoruyor.
Yorumlar