Eşim tedavi görüyor, ben ona bakıyorum, ve geçen hafta ona bağırdım.

On bir aydır. Kemoterapi, ameliyat, sonra tekrar kemoterapi. Kırk üç yaşında.

Her şeyi yapıyorum. İşe gidiyorum, çocukları okula bırakıyorum, hastaneye götürüyorum, ilaç saatlerini telefonuma kurdum, yemek yapıyorum — o hep yemek yapardı, ben on bir ayda yemek yapmayı öğrendim ve artık yedi çeşit yapabiliyorum.

Kimseye şikâyet etmedim. Annem "yoruldun mu oğlum" diye soruyor, "yok" diyorum.

Geçen salı akşamı mutfaktaydım. Çorba taştı. O salondan "yandı mı" diye seslendi.

Ve ben bağırdım. Ne dediğimi tam hatırlamıyorum ama şu vardı içinde: "Ben ne yapayım!"

Sesimi hasta bir kadına yükselttim. Saçı olmayan, altı gün önce ameliyat olmuş bir kadına.

O ağlamadı. Bir şey demedi. Sadece "tamam" dedi ve televizyonun sesini açtı.

Sonra ben tuvalete girdim ve yirmi dakika çıkmadım.

Şunu anlamanızı istiyorum çünkü bunu sadece anlayan biri okusun istiyorum: ben onu çok seviyorum. Bu bir sevgisizlik hikâyesi değil. Bu, on bir aydır hiç kimsenin bana "sen nasılsın" diye sormadığı bir hikâye. Çünkü hasta o. Haklı olarak hasta o.

Ve ben şimdi hem yorgunum hem de yorgun olduğum için kendimden nefret ediyorum, ve bu ikisi birbirini büyütüyor.

Hasta bakan var mı burada? Siz patladınız mı? Patladıktan sonra ne yaptınız?

görüntülenme7 yorum0 tepki0
Bir gönderiyle yanıtla

Sanki seni anlatıyor gibi mi geldi?

Senin hikâyen de buraya ait. İsim yok, e-posta yok, seni gösterecek hiçbir şey yok.

Hikâyeni yaz

Yorumlar

Henüz yayımlanmış yorum yok.
Yorumun hemen görünecek.